• Web3 nedir?
  • Web3’ün temel prensipleri
  • Web3’ü güçlendiren teknolojiler
  • Web3 gerçek hayattaki kullanım alanları
  • Web3’ün Artıları ve Eksileri
  • SSS: Web3 hakkında merak edilenler
  • Web3 nedir?
  • Web3’ün temel prensipleri
  • Web3’ü güçlendiren teknolojiler
  • Web3 gerçek hayattaki kullanım alanları
  • Web3’ün Artıları ve Eksileri
  • SSS: Web3 hakkında merak edilenler

Web3 nedir ve neden önemlidir?

Dijital özgürlük 31.12.2025 15 dakika
William Stupp
Yazan William Stupp
Pete Membrey
İnceleyen Pete Membrey
illustration_web3

Pek çok kişi Web3’ü internet tarihindeki bir sonraki aşama olarak tanımlıyor. Günümüz internetinin eleştirmenleri, trafiğin büyük kısmını üreten birkaç büyük platformun baskınlığına dikkat çekiyor. Dahası, internetin çalıştığı altyapı da benzer şekilde merkezi yapıda. Web3 savunucuları ise, merkeziyetsizlik ve kullanıcı mülkiyeti ilkelerine dayalı yeni bir paradigma öneriyor.

Bu rehberde, interneti Web1 ve Web2 arasında ayıran tarihsel modeli inceleyecek, Web3’ü yönlendirebilecek temel ilkeleri ve teknolojileri detaylandıracak ve bu kavramın gerçek dünyadaki uygulamaları ile gelecekteki etkilerini ele alacağız.

Not: Bu içerik yalnızca genel bilgilendirme amaçlıdır, yatırım veya finansal tavsiye niteliğinde değildir.

Web3 nedir?

Web3, bazen merkeziyetsiz internet olarak da adlandırılır, ve bazı kişilerin yakın gelecekte yaygınlaşacağını düşündüğü alternatif bir internet modeli olarak tanımlanır. Bu terim, blokzincir ve dağıtık ağlar üzerine kurulu yeni bir çevrim içi ekosistemi kapsayan genel bir ifadedir. Web3 savunucuları, böyle bir sistemin gücü büyük teknoloji şirketlerinden bireysel kullanıcılara kaydıracağını savunur.

Aynı zamanda Web3 ile birlikte internet kullanıcılarına, kendi verileri, dijital varlıkları ve çevrim içi kimlikleri üzerinde daha fazla kontrol imkânı tanınacağı beklentisine sahip. Bu nedenle Web3, sıklıkla internetin "oku-yaz-sahip ol" anlayışına dayanan yeni nesil bir versiyonu olarak tanımlanıyor.

Web1’den Web2’ye evrim

Birçok kişi internet tarihinin belirli evrelere ayrılarak geliştiğini düşünüyor. Web1, daha ziyade internetin ilk yıllarından 2000’li yılların ortalarına kadar süren, büyük ölçüde statik ve "sadece okunabilen" bir dönem olarak kabul edilir. Bu dönemde çoğu internet sitesi, ziyaretçilerin siteyle etkileşim kurmasına imkân tanımazdı. Örneğin, bugün neredeyse her sitede bulunan yorum bölümleri, o zamanlar yaygın değildi.

Buna karşılık, Web2, internetin "oku ve yaz" dönemi olarak tanımlanır. Sosyal medyanın yükselişi ve kullanıcılar tarafından üretilen içeriklerin çoğalması, bu dönemin en belirgin özellikleri arasında yer alır. İnternet, bu dönemde bireyler ya da küçük gruplar tarafından yönetilen binlerce küçük site yerine, zamanla dev platformlar etrafında şekillenmeye başladı. Bu platformlar, şirketler ve profesyonel ekipler tarafından yönetiliyor olsa da içerik oluşturma ve paylaşma gücünü herkese sunarak internet kullanımında köklü bir devrim yarattı.

Web2 ayrıca, verilerin ve gücün az sayıda kuruluşun elinde merkezileşmesini de beraberinde getirdi. Az sayıdaki üst düzey site (birçoğu Google, Meta ve Amazon gibi büyük şirketler tarafından işletilen), küresel web trafiğinin büyük bir kısmını oluşturuyor; son dönem çalışmaları, en çok ziyaret edilen ilk 116 alan adının tüm ziyaretlerin yaklaşık üçte birini oluşturduğunu ortaya koyuyor. Altyapı tarafında ise, Web2’nin bağımlı olduğu sistemleri genellikle yine aynı şirketler çalıştırıyor.

Web3: İnternetin yeni paradigması

Web3 kavramı, yaklaşık 2014 yılında Bitcoin’in geniş çapta ilgi görmeye başlamasıyla dikkat çekmeye başladı. Blokzincir teknolojisinin olası etkileri göz önünde bulundurulduğunda, bazıları bu yapının Web2’nin sınırlamalarına bir alternatif olarak hizmet edebileceğini öne sürdü.

Pek çok kişi, Web3’ün Web2 çağını domine eden merkezileştirici güçlere karşı koyabileceğini umuyor. Birçok kişi, Web3’ün Web2 döneminde baskın hale gelen merkezileştirici yapılara karşı bir denge unsuru oluşturmasını umut ediyor. Konuya iyimser yaklaşanlar, dağıtık altyapı ve kullanıcıya ait verilere dayanan yeni bir internet düzeni hayal ediyor. Her ne kadar bazı ülkelerde "unutulma hakkı” gibi uygulamalar devreye alınmış olsa da bu ilkenin Web3 sistemlerine uyarlanması daha karmaşık bir süreci gerektiriyor. Çünkü halka açık blok zincirlerde yer alan veriler, değiştirilemez şekilde tasarlanmıştır ve bu nedenle genel olarak silinemezler. Bu nedenle bazı projeler, kullanıcıların verdikleri uygulama izinlerini geri alabilmelerine ya da hassas kişisel verileri zincir dışında (off-chain) tutarak gerektiğinde değiştirilebilmelerine ya da silebilmelerine olanak tanıyarak gizlilik kaygılarına çözüm üretmeye çalışıyor.

Web2’de, platformlar kullanıcı verilerini elinde tutar; bu verileri sansürleyebilir ya da kazanç elde etmek için kullanabilir. Oysa Web3, blok zincir teknolojisi üzerine kurulu; güvene esasına dayalı olmayan (trustless), izin gerektirmeyen ve şeffaf bir internet anlayışı sunmayı hedefler. Bu vizyonun ne ölçüde hayata geçeceği hala belirsizliğini korusa da yeni nesil internet modelleri kullanıcıların daha fazla kontrol sahibi olmasını sağlayabilir ve dijital mülkiyetin farklı biçimlerini mümkün kılabilir.

Web3’ün temel prensipleri

Web3 fikirleri büyük ölçüde Web2 döneminin gerçeklerine verilen bir tepki olarak ortaya çıkmıştır. Hem teknolojiden hem de felsefeden beslenir ve bu iki alan birbiriyle iç içe geçmiştir.

Merkezi olmayan yapı

Merkezi olmayan yapı, Web3’ün temel ilkelerinden biridir. İdeal bir Web3 dünyasında veriler, büyük şirketlerin sahip olduğu sunucular yerine, kullanıcılar arası çalışan geniş ve dağıtık bir ağ üzerinde saklanır. Büyük bulut servis sağlayıcıları bu yapının bir parçası olmaya devam edebilir; ancak asıl hedef, ağın hiçbir kurum tarafından tek başına kontrol edilememe ve bu sayede sansür ve manipülasyona karşı daha dirençli hale gelmesidir.

Web3 altyapısının bir diğer önemli yapı taşı da merkezi olmayan uygulamalar yani dApp’lerdir. Bu uygulamalar, geleneksel sistemlerdeki gibi merkezi sunuculara değil, bağımsız düğümlerle çalışan bir dağıtık yapıya dayanır. Ağa herkes erişebilir ancak kontrol, tek bir otoritenin elinde değildir.

Güven esasına dayalı olmayan yapı ve açık katılım

Web3, dağıtılmış güven üzerine kurulu bir sistem olarak tasarlanmıştır. Bu, kullanıcılar arasındaki etkileşimleri kolaylaştırmak için merkezi bir otoriteye ihtiyaç olmadığı anlamına gelir. Güven, blokzincirin koduna ve protokollerine doğrudan gömülüdür; tüm katılımcılar veri akışını bağımsız şekilde doğrulayabilir. Bu, işlemlerin ve anlaşmaların, temel kod tarafından tanımlandığı şekilde tam olarak yürütülmesini sağlar. Güven hâlâ önemlidir (özellikle zincir dışı bağlamlarda), ancak daha az merkezi bir yapıdadır.

Aynı zamanda, bu yapı herhangi bir kişinin ağa erişmesine, uygulamalar geliştirmesine veya altyapıya katkıda bulunmasına, merkezi bir onay merciine ihtiyaç duymadan olanak tanır.

Anlamsal web ve birlikte çalışabilirlik

Anlamsal web, verilerin makineler tarafından okunabilmesini hedefleyen bir yaklaşımdır. Bu konseptte, RDF (Kaynak Tanımlama Çerçevesi), SPARQL (RDF Sorgulama Dili) ve OWL (Web Ontoloji Dili) gibi teknolojiler kullanılarak, kullanıcıların oluşturduğu verilere anlam kazandırılır. Bu sayede makinelerin, sadece içeriği değil, içeriğin ne anlama geldiğini ve hangi bağlamda kullanıldığını da yorumlayabilir hale gelmesi hedeflenir.

Anlamsal web fikri, bir dönem internetin geleceğine dair öne çıkan vizyonlardan biri olan Web 3.0'ın merkezinde yer alıyordu. Ancak Web 3.0, günümüzde konuşulan Web3 anlayışından hem hedefleri hem de altyapısı bakımından önemli ölçüde farklılık gösteriyor. Yine de anlamsal web, bazı noktalarda Web3’ün içinde kendine hâlâ yer bulabilmektedir. Örneğin, merkezi olmayan bilgi grafiklerinde anlamsal web prensipleri kullanılırken, bu yapı Web3’ün benimsediği değerlerle de uyumludur. Benzer şekilde, farklı blok zincirlerin birbirleriyle uyumlu şekilde çalışabilmesi yani birlikte çalışabilirlik, işleyen bir Web3 ekosistemi için büyük önem taşır.

Web3’ü güçlendiren teknolojiler

Web3’ün hayata geçirilmesi için bir dizi birbiriyle bağlantılı teknoloji gereklidir. Bu yapı taşlarının bazıları hâlihazırda geliştirilmiş ve sınırlı ölçüde kullanılmaktadır; ancak Web3 odaklı bir gelecek yaratmak için bunların çok daha yaygın hale gelmesi gerekmektedir.

Illustration The Technologies Powering Web3 Tr

Blok zinciri

Blokzincir teknolojisi, merkeziyetsiz ve şeffaf bir veritabanı görevi görür. Blokzincir, kriptografi kullanılarak birbirine bağlanan "bloklar” içinde veri depolar ve bu sayede herkese açık, sürekli büyüyen ve değiştirilemez bir dijital kayıt defteri oluşturur.

Her blok, kendisinden önceki bloğun kriptografik özetini içerir ve bu da onları birbirine bağlayarak bir "zincir” oluşturur. Bu tasarım, tüm ağın onayı olmadan geçmiş verilerin değiştirilmesini neredeyse imkânsız hâle getirir. Bu mimari, paylaşılan bir kayıt sağlayarak Web3’ün dağıtılmış güven, değiştirilemezlik ve şeffaflık gibi temel ilkelerini doğrudan destekler.

Örneğin, iki kişi bir işlem yapmak istediklerinde herhangi bir aracıya ihtiyaç duymazlar. Bu işlem, herkesin görebileceği şekilde blok zincire kaydedilir ve dileyen herkes işlem detaylarını kontrol edebilir. Eğer biri işlem üzerinde oynama yapmaya kalkarsa ve ağ üzerinde bir uyuşmazlık olduğu fark edilirse, işlem ağ tarafından otomatik olarak reddedilir. Çünkü ağdaki her düğüm, blok zincirin eksiksiz bir kopyasını tutar. Blok zincir ağlarının çalışmasını sağlayan şey, "konsensüs mekanizmalarıdır”. Bu mekanizmalar, ağdaki tüm düğümlerin işlemlerin sırası ve geçerliliği konusunda ortak bir karara varmasını sağlar, hiçbir tekil kullanıcı tek başına sistemi değiştiremez. Bu da sistemin, merkezi bir otoriteye gerek kalmadan kendi kendine çalışabilmesini sağlar.

Akıllı sözleşmeler

Akıllı sözleşmeler, kendi kendine çalışan dijital anlaşmalardır. Bu sözleşmelerin şartları doğrudan kodun içine yazılır ve belirlenen koşullar yerine getirildiğinde, sistem otomatik olarak ilgili işlemi yerine getirir.

Akıllı sözleşmeler blok zincir altyapısında çalışır ve genellikle yayına alındıktan sonra, ancak daha önceden belirlenmiş koşullar dahilinde değiştirilebilir. Bu yapı, işlemlerin hem şeffaf hem de güvenli bir şekilde yürütülmesini sağlar. Bu yapıyı destekleyenlere göre, bu yapı yaygınlaşırsa hukukçulara, bankalara ya da diğer güvenilir aracı kurumlara olan ihtiyaç azalabilir. Bu beklenti gerçekleşmeyebilir ama yine de akıllı sözleşmeler, iş süreçlerini daha verimli, daha tutarlı ve çoğu zaman insan müdahalesine gerek kalmadan yürütmek açısından ciddi avantajlar sunacaktır. Bu sistem sayesinde işlemler, önceden tanımlanmış kurallara uygun olarak ve eksiksiz şekilde uygulanır. Böylece denetim ihtiyacı da azalır.

Örneğin, akıllı bir sözleşme, bir müşteri belirli sayıda zincir üzerindeki satın alımı tamamladığında otomatik olarak sadakat puanlarını serbest bırakabilir veya merkeziyetsiz bir uygulamada kullanıcılar belirli kilometre taşlarına ulaştığında token ödüllerini tetikleyebilir.

Kriptoparalar

Kriptoparalar, dApp’lerde ve akıllı sözleşmelerde kullanılabilecek dijital para birimleri olarak işlev görebilir. Tamamen blok zincir üzerinde var olurlar ve herhangi bir aracıya ihtiyaç duymadan, kullanıcılar arasında doğrudan transfer edilebilirler.

Kriptografiyle güvence altına alınan kripto paralar, genel olarak taklit edilmeye karşı dirençlidir. Yeni paralar, protokolün kurallarına göre (genellikle madencilik veya stake etme yoluyla) oluşturulur ve bu kurallar dışında ek coin üretmeye yönelik herhangi bir girişim, genellikle ağ tarafından reddedilir.

İşlemler ağdaki düğümler tarafından doğrulanır ve bloklara kaydedilir; bu da geçmiş işlemleri değiştirmeyi son derece zor hâle getirir. Kayıtlı bir işlemi değiştirebilmek için, bir aktörün ağın çoğunluğunu etkilemesi ve blok zincirini değiştirmesi gerekir ki bu durum, büyük ve yerleşik ağlarda son derece olasılık dışıdır. Ancak, daha küçük veya daha az güvenli ağlar, bir katılımcının düğümlerin önemli bir kısmını kontrol etmesi durumunda daha savunmasız olabilir. Bu olasılık ise, birçok ağda staking gibi mekanizmalar yoluyla azaltılır.

Kriptoparalar, sadece bir ödeme aracı değildir. Aynı zamanda Web3 ekosistemlerinin ayakta kalmasını sağlayan önemli bir yapı taşıdır. Mesela bir kullanıcı, merkezi olmayan bir uygulamaya katkıda bulunduğunda ya da bir oyunun test sürecine dahil olduğunda kriptopara ile ödüllendirilebilir. Ayrıca zincir üzerindeki karar süreçlerinde, kimin ne kadar söz hakkına sahip olduğuna karar vermek için de adil ve şeffaf bir ölçüt sağlarlar.

Tokenlaştırma ve NFT’ler

Tokenleştirme, fiziksel veya dijital bir varlığı temsil eden bir tokenin blokzincir üzerinde oluşturulması sürecidir. Web3 bağlamında, bu yöntem bölünmüş mülkiyetin sağlanmasına ve normalde kolayca alınıp satılamayan varlıkların daha verimli şekilde alım satımına olanak tanıyabilir. Bazı şirketler, dijital olmayan sanat eserleri ve gayrimenkul gibi alanlardaki yatırımları kolaylaştırmak ve doğrulamak için tokenleri kullanmaktadır.

NFT’ler (değiştirilemez token’lar), genellikle dijital varlıkların sahipliğini temsil eden özel bir token türüdür. Kriptoparaların aksine, her NFT benzersizdir ve birbirlerinin yerine geçemez; yani her birinin kimliği ve değeri farklıdır. Bir dijital varlık görsel olarak kopyalanabilir olsa da o varlığa ait tekil kayıt blok zincir üzerindedir ve NFT bu kaydı temsil eder. Ancak bu durum, NFT sahibine otomatik olarak telif hakkı ya da her platformda kullanım izni sağlamaz.

Her NFT, sahibine kriptografik olarak bağlıdır ve blok zincir üzerinde açıkça izlenebilen bir geçmişe sahiptir. Bu da dijital sahipliğin herkes tarafından doğrulanabilmesini sağlar. NFT’nin hangi platformda, nasıl kullanılabileceği ise genellikle o platformun kurallarına göre belirlenir. Bazı NFT’lerde, satış ve devir gibi işlemlerde telif ücreti ya da belirli şartların uygulanması için akıllı sözleşmeler devreye girer.

Tokenlaştırma ve NFT’ler, Web3’ün dijital mülkiyet anlayışının tam kalbinde yer alır. Yaygın şekilde kullanılmaya başlandığı takdirde, NFT’ler aracılığıyla dijital varlık sahipliği blok zincir üzerinde şeffaf ve güvenilir biçimde kanıtlanabilir hale gelebilir. Yine de bu token'ların nerede ve nasıl kullanılabileceği her zaman bulunduğu platformun kurallarını göre değişir.

dApp’ler ve DAO’lar

dApp’ler, bir şirketin kontrolündeki sunucular yerine blokzincir gibi merkeziyetsiz bir ağ üzerinde çalışan uygulamalardır. Genellikle açık kaynak olarak geliştirilirler ve Web3’ün kullanıcıya dönük katmanı olarak görülürler. Web2’yi domine eden hizmet ve web sitelerinin aksine, dApp’ler sansüre dirençli, açık ve şeffaf platformlar oluşturma potansiyeline sahiptir.

Her ne kadar henüz çok geniş bir kitleye ulaşmamış olsalar da herhangi bir aracı olmadan kripto para alım-satımı yapılabilen bir platform olan Uniswap ve bir sanal gerçeklik platformu olan Decentraland bu kavramın kanıtlar nitelikteki uygulamalardır.

Merkeziyetsiz Otonom Organizasyonlar (DAO’lar), dApp’lerle benzer ilkelere dayanır ancak akıllı sözleşmelere odaklanır. Bu yapılar, bir organizasyonun yönetişim ve karar alma süreçlerini otomatikleştirmeyi amaçlayan araçlardır.

Bir DAO’da merkezi bir otoritenin yerini, blokzincire kodlanmış bir dizi kural alır ve üyeler, organizasyonun yönetimine ilişkin teklifleri oylayarak karar verir. Uygulama alanı, blokzincir meraklılarının dünyası dışında hâlen sınırlı olsa da, Web3’te forumlar ve sosyal medya siteleri gibi yapılar, topluluk temelli merkeziyetsiz yönetişim ve denetim sağlamak için DAO olarak faaliyet gösterebilir.

Web3 gerçek hayattaki kullanım alanları

Web3 teknolojileri henüz tam anlamıyla yaygınlaşmamış olsa da finans dünyasından oyun sektörüne kadar birçok alanda şimdiden kullanılmaya başlandı.

Merkezi Olmayan Finans (DeFi)

DeFi, blokzincir teknolojisi üzerine kurulmuş yeni gelişen bir finansal sistemdir.

Web3 savunucuları, DeFi’nin günümüzde bankalar ve aracı kurumlar tarafından üstlenilen pek çok rolü bir gün devralabileceğine inanıyor. Akıllı sözleşmeler kullanarak, DeFi platformları izin gerektirmeyen eşler arası (P2P) kredi verme, borç alma ve alım-satım işlemlerini, kullanıcıların merkezi bir otoriteye güven duymasını gerektirmeksizin mümkün kılabilir.

Örneğin, geleneksel sistemde kredi almak için bankaya başvurmanız gerekir. Oysa DeFi’de, elinizdeki kripto varlıkları teminat olarak göstererek bir protokol üzerinden otomatik olarak kredi alabilirsiniz.

Digital kimlik ve kimlik doğrulama

Web3 çerçevesinde, blokzincirler, merkeziyetsiz tanımlayıcılar (DID'ler) ve doğrulanabilir kimlik bilgileri (VC'ler), öz-egemen kimliği mümkün kılar. Başka bir deyişle, bireyler kendi çevrimiçi kimlikleri ve kişisel verileri üzerinde tam sahiplik ve kontrol hakkına sahip olur.

Gizliliğin korunması amacıyla, kullanıcılar yalnızca belirli bir etkileşim için gerekli olan asgari bilgileri paylaşır; böylece kimliklerinin tamamını ifşa etmek zorunda kalmadan işlem yapabilirler. Bu yaklaşım, kimlik doğrulama ihtiyacıyla anonim kalma isteği arasındaki dengeyi kurmayı hedefliyor. Eğer DID ve VC teknolojileri yaygınlaşırsa, internet kullanıcı adı ve parola gibi geleneksel yöntemlerin ötesine geçerek daha güvenli ve şifrelemeye dayalı bir sisteme geçilebilir.

Her ne kadar bugün sınırlı şekilde kullanılıyor olsa da, DID ve VC’lerin daha geniş çapta benimsenmesi, kullanıcılara çevrimiçi varlıkları üzerinde daha fazla kontrol sağlayarak Web2 döneminde ortaya çıkan bazı gizlilik endişelerine çözüm sunabilir.

Web3 oyunları ve Metaverse

Pek çok savunucu, oyun ve sanal gerçeklik alanlarını, Web3 ilkeleri ve teknolojilerinin gerçek sorunlara çözüm sunabileceği iki alan olarak gösteriyor. Dijital varlıklar dijital ekonomide giderek daha büyük bir pay alıyor olsa da, mülkiyet genellikle belirsizdir ya da daha çok hizmet sağlayıcıların lehine olacak şekilde dağıtılmıştır.

Blok zincir teknolojisi, bu durumu tersine çevirerek oyuncuların oyun içi varlıkları üzerinde gerçek mülkiyet hakkına sahip olmasını sağlayabilir. Web3 tabanlı oyunlarda varlıklar genellikle NFT ile temsil edilir. Bu sayede oyuncular; sahip oldukları dijital eşyaları gerçekten sahiplenebilir, başkalarıyla takas edebilir ya da açık pazaryerlerinde satabilir.

Web3 oyunlarının hedeflerinden biri de birlikte çalışabilirlik (interoperability) yani farklı sistemlerin ve platformların birbiriyle uyum içinde çalışabilmesidir. Geleneksel oyunlarda, kazandığınız eşyalar genellikle sadece o oyunda geçerlidir. Ancak Web3 oyunları, bu varlıkların farklı oyunlar ya da platformlar arasında taşınabilmesini mümkün kılabilir.

Bu yaklaşım, Metaverse vizyonunun merkezinde yer alıyor. Gerçek sahiplik, dijital varlıkların blok zincirler ve sanal dünyalar arasında serbestçe hareket ettirilebilmesi ve tüm bu dünyalarda tek ve kalıcı bir dijital kimlik ile var olabilmek, gelecekte Metaverse kavramının temel taşlarını oluşturabilir.

Dosya paylaşımı ve depolama (örneğin: IPFS)

Web3 dünyasında, dosya depolama sistemleri de merkezsiz bir yapıya kavuşmayı hedefliyor. Bugünkü modelde veriler genellikle iCloud ya da Google Drive gibi merkezi bulut servislerinde tutuluyor. Bu amaçla geliştirilen IPFS (InterPlanetary File System) gibi protokoller, dosyaların merkezi bir sunucuda değil, kullanıcılar arası (peer-to-peer) çalışan bir ağda barındırılmasını sağlıyor.

Tek bir konumda barındırılmak yerine, IPFS dosyaların aynı anda birçok farklı düğüm (node) tarafından barındırılmasına olanak tanır. Merkeziyetsiz yapıya ek olarak, bu durum dosya bütünlüğü ve erişilebilirlik açısından da avantaj sağlar; çünkü sistemde tek bir hata noktası bulunmaz ve veriler birden fazla düğümde çoğaltılarak saklanır.

Web3’ün Artıları ve Eksileri

Web3, daha merkezsiz ve kullanıcı odaklı bir internet için heyecan verici bir vizyon sunsa da bu yaklaşımla ilgili bazı zorluklar ve soru işaretleri de mevcut.

Web3’ün başlıca avantajları nelerdir?

Web3 paradigmasıyla ilişkili en dikkat çekici avantajlardan bazıları listelenmiştir:

The key benefits of the Web3 paradigm.

Kullanıcı verilerinin sahipliği

Web3 savunucularına göre, bu sistem yaygın şekilde benimsenirse kullanıcılar verileri üzerinde gerçek mülkiyet hakkına sahip olabilir. Bugün büyük şirketler kullanıcı verilerini toplarken, Web3’te bireyler hangi bilgiyi, kimle ve ne kadar süreyle paylaşacaklarına kendileri karar verebilir durumda olacak.

Bu, insanların verilerini geri almasını ve hatta bu verilerden gelir elde etmesini sağlayarak internet kullanıcılarını birer "ürün” olmaktan çıkarıp, verilerinin sahibi haline getirebilir.

Sansüre karşı mukavemet

Web3’ün sunduğu bir diğer önemli avantaj da sansüre karşı dirençli olmasıdır. çünkü Web3, tek bir varlığa ait olmak yerine binlerce dağıtılmış düğümde çalışacak şekilde tasarlanmıştır.

Web2 modelinde, bir şirket veya hükümet, merkezi bir platformu bilgileri kaldırmaya zorlayabilir. Web3’te ise veriler değiştirilemez. Veriler, kullanıcılar arası bir ağda depolandığından, belirli bir şeyi kaldırmak çok daha zordur.

Bununla birlikte, Web3 sansüre karşı mutlak bir direnç sağlayamaz. Herhangi bir tarafın bir blok zincirinden veya bir dApp'nin zincir içi bölümlerinden içerik silmesi pratikte mümkün olmasa da IPFS gibi bir ağa veya hizmete erişimi tek taraflı olarak engelleyebilirler. Bu, kısıtlamaların hala mümkün olduğu ve hatta bazı durumlarda uygulanmasının daha kolay olabileceği anlamına gelir.

Gelişmiş gizlilik ve güvenlik

Web3, gizlilik ve veri güvenliği açısından önemli iyileştirmeler vaat ediyor. Kullanıcı verileri merkezi sunucularda değil, dağıtık ağlarda saklandığı için, hem kontrol daha çok kullanıcının elinde olur hem de tek bir güvenlik açığıyla tüm verilerin riske girmesi engellenir.

Herkese açık blokzincirler izlenebilir olduğu için işlemler tamamen anonim değildir. Ancak merkeziyetsiz yapı, tekil arıza noktalarını ortadan kaldırarak bireysel hesapların veya verilerin kötü niyetli kişiler tarafından ele geçirilmesini zorlaştırabilir.

Web3’ün karşılaştığı temel zorluklar nelerdir?

İşte Web3 modelinin yaygın şekilde benimsenmesini şu anda sınırlayan temel dezavantajlar.

Mevzuat belirsizliği

Dijital varlıklar ve akıllı sözleşmelere yönelik düzenleyici standartların genel olarak olmaması, Web3’ün gelişimini engelliyor. Bu sözleşmelerin ve varlıkların nasıl çalışması gerektiğine dair standartların eksikliği, uyumluluk sorunlarına ve tüketiciyi koruma boşluklarına yol açabilir.

Teknik karmaşıklık

Web3’ün benimsenmesinin önündeki en büyük engellerden biri, temel teknolojilerle ilişkili teknik karmaşıklıktır.

Blokzincir üzerinde geliştirme yapmak, geliştiriciler için de karmaşıklık yaratır; çünkü Ethereum blokzinciri üzerinde akıllı sözleşmeler yazmak için Solidity gibi yeni programlama dillerinde uzmanlık gerekir.

Ölçeklenebilirlik sorunları

Ölçeklenebilirlik, Web3’ün yaygın benimsenmesinin önünde başka bir engeldir. Merkeziyetsiz yapısı temel bir avantaj olsa da, bu yapı yüksek işlem hacimlerinin olduğu zamanlarda –örneğin yeni token lansmanları veya etkinlikler sırasında– ciddi ağ tıkanıklıklarına yol açar. Bu tıkanıklık, işlemlerin gerçekleştirilme süresini uzatarak kullanıcı deneyimini olumsuz etkiler.

Gelecekte yapılacak değişiklikler bu sorunları önemli ölçüde iyileştirebilir, ancak şu an için maliyetler gerçektir. Örneğin Ethereum kullanıcıları her işlem için "gas” ücreti ödemek zorundadır. Ağ tıkandığında, bir işlemin öncelik kazanması genellikle oldukça maliyetli olabilir.

SSS: Web3 hakkında merak edilenler

Web3 ile blok zinciri aynı şey mi?

Hayır. Blok zinciri, Web3’ün arkasındaki temel teknolojisi olsa da Web3 çok daha geniş bir kavramdır. Merkezi olmayan yapı ve dağıtılmış güven gibi temel ilkeleri kapsayan Web3, blok zincirleri, akıllı sözleşmeler ve token teknolojileri üzerine kurulu geniş bir ekosistem olarak tasarlanmıştır.

Bitcoin, Web3’ün bir parçası mı?

Dünyanın en önde gelen kriptoparası olan Bitcoin, Web3 fikirlerinin oluşmasında önemli bir rol oynamıştır. Blok zinciri üzerine inşa edilen ilk ana akım teknolojilerden biri olması nedeniyle, Web3’ün temel teknolojisine ilham vermiştir. Ancak akıllı sözleşmeleri veya doğrudan dApp entegrasyonlarını desteklemediği için, Web3’ün ana para birimi olarak hizmet etmeyebilir. Bitcoin, Web3’ün önemli bir parçasından ziyade, ilham kaynağı olarak öne çıkmaktadır.

Web3 açık kaynaklı mıdır?

Evet, Web3’ün temel altyapısının büyük kısmı açık kaynaklıdır. Buna birçok blok zincirleri ve kriptoparanın kodları da dahildir. Ancak, dApp’ler ve diğer Web3 uygulamalarının açık kaynaklı olması yönünde resmi bir zorunluluk bulunmamaktadır.

Web3 uygulamalarına nasıl erişirim?

Web3 uygulamalarına genellikle bir web cüzdanı (örneğin MetaMask) yüklü bir internet tarayıcısı üzerinden erişirsiniz. Bu cüzdan, dijital kimliğiniz olarak görev yapar ve dApps’lerle etkileşime geçmek için bir anahtar işlevi görür. Bu sayede kimlik doğrulaması, işlem imzalama ve uyumlu platformlarda dijital varlıkları yönetme gibi işlemleri yapabilirsiniz.

Web3 ile Metaverse arasındaki fark nedir?

Web3, merkezi olmayan yapıya geçişe vurgu yapan bir internet evrimi önerisidir. Metaverse ise, Web3 bileşenlerini kullanan sanal bir ortam ya da sanal ortamlar bütünüdür. Web3 altyapıyı temsil ederken, Metaverse bu altyapı üzerine kurulabilecek olası uygulamalardan biri olarak, sürükleyici bir dijital alan şeklinde hayal edilmektedir.

İnternette korunmak için ilk adımı at. ExpressVPN’i risksiz dene.

ExpressVPN’i edin
Content Promo ExpressVPN for Teams
William Stupp

William Stupp

William Stupp brings a decade of editorial experience to the ExpressVPN Blog, having worked across various media. After several years in journalism and travel writing, he found his way to cybersecurity, a natural fit given his long-standing interest in technology. While you won’t hear much about it on the blog, he’s also passionate about skiing, travel, and cooking.

ExpressVPN aşağıdakileri gururla destekler

  • Logo 1
  • Logo 2
  • Logo 3
  • Logo 4
Başla